Ünlü Şairlerden Çocuk Şiirleri

Sosyal Medyada Paylaş:

Ünlü Şairlerden Çocuk Şiirleri

AffanDede’ye para saydım

Sattı bana çocukluğumu

Artık ne yaşım var, ne adım;

Bilmiyorum kim olduğumu

Hiçbir şey sorulmasın benden;

Haberim yok olan bitenden

Bu bahar havası, bu bahçe;

Havuzda su şırıl şırıldır

Uçurtmam bulutlardan yüce,

Zıpzıplarım pırıl pırıldır

Ne güzel dönüyor çemberim;

Hiç bitmese horoz şekerim !

 

CAHİT SITKI TARANCI

* * * * * * *

Kapıları çalan benim

kapıları birer birer

Gözünüze görünemem

göze görünmez ölüler

Hiroşima’da öleli

oluyor bir on yıl kadar

Yedi yaşında bir kızım

büyümez ölü çocuklar

Saçlarım tutuştu önce,


gözlerim yandı kavruldu

Bir avuç kül oluverdim,

külüm havaya savruldu

Benim sizden kendim için

hiçbir şey istediğim yok

Şeker bile yiyemez ki

kâat gibi yanan çocuk

Çalıyorum kapınızı

teyze, amca, bir imza ver

Çocuklar öldürülmesin

şeker de yiyebilsinler

 

NAZIM HİKMET

* * * * * * *

Kafesli evlerde ağlar çocuklar, 

Odalarda akşam olurken henüz, 

O zaman gözümün önünde parlar, 

Buruşuk, buruşuk, ağlayan bir yüz

Ne vakit karanlık kaplasa yeri 

Başlar çocukların büyük kederi; 

Bakınır, korkuyla dolu gözleri: 

Ya artık bir daha olmazsa gündüz? 

Gittikçe kesilir derken sedalar, 

Gece; bir siyah el gözümü bağlar; 

Duyarım, içime sığınmış, ağlar, 

Bir ufacık çocuk, bir küçük öksüz

  

NECİP FAZIL KISAKÜREK

* * * * * * *

Bazen anlıyorum

Bazen anlamıyorum

Annemi

Babamı

Ninemi

Annem şöyle der

Göstererek beni

–Cin gibi maşallah

Cin ne demek

Gibi ne demek

Babam diyor ki

Bana bakarak

–Altını üstüne getirmiş

Evin

Hiç yapabilir miyim

Dediklerini

Ninemse der bana

–Topaç gibi

Bir dedem

Açık insan

Pek de zeki

Dilinden bal akar

Attaya gidelim der

Göz kırpar

Okşar

Sever

Bir de gıdıklar

Dedemi çok anlıyorum

 

CAHİT ZARİFOĞLU

* * * * * * *

kentler daralıyor yollar daralıyor

kaldırımlar daralıyor daralıyor bahçeler bile,

daralıyor masallara sığmayan evrenimiz

yüreklerimiz daralıyor gün geçtikçe

oynayacak yer bırakın bize

önce cadde kenarları sonra kaldırımlar

bahçeli apartmanların bahçeleri

size ayrıldı sizin otomobillerinizle doldu

okulumuzun önü düşlerimizin içi

oynayacak yer bırakın bize

caddelere şimşek gibi fırlıyorsak

haşarılıktan değil yaramazlıktan değil

bizim olması gereken yerler bize yasak

büyükler söz anlamaz büyükler bencil

oynayacak yer bırakın bize

hey babalar abiler amcalar yöneticiler

bir makina yığınına kurban etmeyin bizi

aklınıza gelsin boş arsalarda oynadığınız günler

ama şimdi boş arsalar bile otomobil sergileri

oynayacak yer bırakın bize

 

ERAY CANBERK

* * * * * * *

yağmur yağıyor üşüyorum

anne ben korkuyorum

gece karanlık

yağmuru getiren melekleri göremiyorum

anne ben korkuyorum

bir saat sesi

bir gece sessizliği

karıncalara ninni söylermiş Süleyman

Süleyman’ı duyamıyorum

kapılar gıcırdıyor

anne ben korkuyorum

dev karanlıklar emer kanımı

içimin kırık aynasıdır yalnızlık

kalmadı kalbinde aşk ve ışık

böyle diyor babam

anne ben korkuyorum

rüzgârı bilmeyen saçlarıma

güneşe doymayan düşlerime

yetmiyor bir güneş

istiyorum bir güneş daha yaratsın Allah

anne ben korkuyorum

 

FARUK UYSAL

* * * * * * *

Hepiniz elele bir halka yapsanız

Rüyadan ve şarkıdan bir halka

Ve almasanız kimseyi ortanıza

Benden başka

Masallar gibi silinse etrafımız

Şehzadeniz olsam sizin

Biz mektebi ve dersi ebediyen terkettik

Ne olurmuş anneler vermezse izin

Seyretsem yüzünüzü birer birer

Ve birer birer seyretseniz beni

Garip saadetler duysak

Bayramlıklar kadar yeni

Nasip değil sadece gökler midir

Üstümüzden ninniler gibi geçen

Yavaşça görünürken karşı dağlar

Oyuncaklar mı hatırlarız devlerden

Gülsek küçük fidanlara sebepsiz

Mesela uçan kuşlar bir tuhaf gelse bize

Ve gölgesinde altın karanlıkların

Deliler gibi âşık olsak kendimize

Hani geçen sene kopan uçurtmamız

Kim bilir şimdi nereye gitti?

Uykular ve güller arkasından

Oyunlar ki Allah’ın selâmeti

Siz dünyanın bütün çocukları geliniz

Rüyadan ve şarkıdan bir halka

Ne olur almayınız kimseyi

Ortanıza benden başka

 

FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA

* * * * * * *

Nar çocuk

Acar çocuk

Dal olur

Açar çocuk

Dişleri

Erik erik

Isırır

Uçar çocuk

Bakışı

Yavru geyik

Yüzünde

Saçar çocuk

Ay doğar

Kumrulanır

Uykuda

Naçar çocuk

Gün olur

Çiğdemlenir

Dağlara

Kaçar çocuk

 

NİHAT BEHRAM

* * * * * * *

Kargalar, sakın anneme söylemeyin!

Bugün toplar atılırken evden kaçıp

Harbiye Nezaretine gideceğim.

Söylemezseniz size macun alırım,

Simit alırım, horoz şekeri alırım;

Sizi kayık salıncağına bindiririm kargalar,

Bütün zıpzıplarımı size veririm.

Kargalar, ne olur anneme söylemeyin!

 

ORHAN VELİ

* * * * * * *

 

Sizi ben yoklama defterinden öğrenmedim

Haylaz çocuklarım

Sınıfın en devamsızını

Bir sinema dönüşü tanıdım

Koltuğunda satılmamış gazeteler

Dumanlı bir salonda

Kendime göre karşılarken akşamı

Nane şekeri uzattı en tembeliniz

Götürmek istedi küfesinde

Elimdeki ıspanak demetini

En dalgını sınıfın

Çoğunuz semtine uğramaz oldu okulun

Palto ayakkabı yüzünden

Kiminiz limon satar Balıkpazarı’nda

Kiminiz Tahtakale’de çaycılık eder

Biz inceleyeduralım aç tavuk hesabı

Tereyağındaki vitamini

Kalorisini taze yumurtanın

Karşılıklı neler öğrenmedik sınıfta

Çevresini ölçtük dünyanın

Hesapladık yıldızların uzaklığını

Orta Asya’dan konuştuk

Laf kıtlığında

Birlikte neler düşünmedik

Burnumuzun dibindekini görmeden

Bulutlara mı karışmadık

Güz rüzgârlarında dökülmüş

Hasta yapraklara mı üzülmedik

Serçelere mi acımadık kış günlerinde

Kendimizi unutarak

 

RIFAT ILGAZ

* * * * * * *

Anne öldü mü çocuk

Bahçenin en yalnız köşesinde

Elinde siyah bir çubuk

Ağzında küçük bir leke

Çocuk öldü mü güneş

Simsiyah görünür gözüne

Elinde bir ip nereye

Bilmez bağlıyacağını anne

Kaçak herkesten

Durmaz bir yerde

Anne ölünce çocuk

Çocuk ölünce anne

 

SEZAİ KARAKOÇ

* * * * * * *

Baban diyor ki: “Meserret çocukların yalnız

Çocukların payıdır!” Ey güzel çocuk dinle:

Fakat sevincinle

Neler düşündürüyorsun bilir misin? Babasız

Ümidsiz, ne kadar yavrucakların şimdi

Siyah-ı mâteme benzer terâne-yi ıy’di!

Çıkar o süsleri artık, sevindiğin yetişir:

Çıkar biraz da şu öksüz giyinsin, eğlensin:

Biraz güzellensin

Şu rû-yı zerd-i sefâlet… Evet, meserrettir

Çocukların payı; lâkin sevincinle

Sevinmiyor şu yetim, ağlıyor… Halûk dinle!

 

TEVFİK FİKRET

* * * * * * *

Şimdi bütün çocukların elma bahçelerinde

Dağıtır saçlarını bir serin rüzgâr.

Ve gider sanki sesleri uzak iklimlere kadar

Salıncaklar sallanın.

Artık karanlığı hiç sevmiyorum.

Aydınlıkta çocukların masal gibidir gözleri,

Ve bir avuç suya benzer ince yüzleri

Işıklar yanın.

Bir beyaz sandal nasıl güzelse bir denizde

Çocuklar da öylesine güzeldir uykularında…

Sayıklayınca sanki güller açılır sularda

Anneler, babalar, uyanın.

 

YAVUZ BÜLENT BAKİLER

* * * * * * *

Her sabah erken

Uyanırım ben,

Derim gönülden;

Elhamdülillâh.

Bülbüller sazda,

Güller niyazda,

Derim namazda;

Elhamdülillâh.

Şimdi gün doğar,

Der hep insanlar,

Vazifemiz var:

Elhamdülillâh.

Buyurur Hünkâr,

Altun anahtar,

Mektebi açar:

Elhamdülillâh .

Her sabah erken,

Düdük ötmeden,

Sınıftayım ben:

Elhamdülillâh.

 

ZİYA GÖKALP

* * * * * * *

Çocuklar bakıyorlar, gözlerinde mavilik,

Bize bakıyorlar çocuklar, bir deri bir kemik.

Çocuklar tutamıyorlar ellerinde oyuncakları,

Çocuklar, koşamaz olmuş bacakları.

Bakıyorlar her akşam elimize,

Bir şey sormak ister gibi hepimize.

Benizleri sapsarı, hasta.

Çocuklar betbaht bu yaşta.

Kim getirip koymuş onları yanımıza:

Bakıyorlar çizgi çizgi alnımıza.

 

ZİYA OSMAN SABA

*******

ÇOCUKSUN SEN

Dünyanın dışına atılmış bir adımdın sen

Ömrümüzse karşılıksız sorulardı hepsi bu

Şu samanyolu hani avuçlarından dökülen

Kum taneleri var ya onlardan birindeyim

Yeni bir yolculuğa çıkıyorum kar yağıyor

Bir aşk tipiye tutuluyor daha ilk dönemeçte

 

Çocuksun sen sesindeki tipiye tutulduğum

 

Dönüşen ve suya dönüşen sorular soruyorsun

Sesin bir çağlayan olup dolduruyor uçurumlarımı

Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman

Birisi adres sorsa önce silaha davranıyorum

Kekemeyim en az kasabalı aşklar kadar mahçup

Ve üzgün kentler arıyorum ayrılıklar için

 

Bir yanlışlığım bu dünyada en az senin kadar

Ve sen kendi küllerini savuruyorsun dağa taşa

Bir daha doğmamak için doğmak diyorsun

Ölümlülerin işi bir de mutlu olanların

Onların hep bir öyküsü olur ve yaşarlar

Bırakıp gidemezler alıştıkları ne varsa

 

Çocuksun sen her ayrılıkta imlası bozulan

 

Susan bir çocuktan daha büyük bir tehdit

Ne olabilir, sorumun karşılığını bilmiyor kimse

Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman

Bir kaza olsa adı aşk oluyor artık

Aşksa dünyanın çoktan unuttuğu bir tansık

Seni bekliyorum orda, o kirlenen ütopyada

 

Kirpiklerime düşüyorsun bir çiy damlası olarak

Yumuyorum gözlerimi gözkapaklarımın içindesin

Sonsuz bir uykuya dalıyorum sonra ve sen

Hiç büyümüyorsun artık iyi ki büyümüyorsun

Adınla başlıyorum her şiire ve her mısrada

Esirgeyensin bağışlayansın, biad ediyorum.

 

Çocuksun sen ve bu dünya sana göre değil

 

AHMET TELLİ

 

* * * * * * *

 

Hangi tanıdık rüzgârla gelir

Bu yeni doğmuş çocuk kokusu

İçimizde doludizgin kısraklar

Uzaktan uzağa çağıldayan su

Gökyüzü diri çiçekler açar

Öper penceremi dal uçlarında

Güneş daldan dala haylaz çocuk

Binlerce yıldız avuçlarında

 

BEŞİR AYVAZOĞLU

 

* * * * * * *

 

Şu karşıki yeşil yumağa ağaç derler

O da senin gibi elimizde büyüdü

Yalnız ne altını kirletir

Ne de öksürürdü.

Biz bu ağaçları uzak ormanlardan getirdik

Meyveleri zehir zıkkım

Dalları diken içersinde,

Köklerini köstebekler kemirirdi

Biz bu ağaçlara evlât gibi baktık tosunum

Onlar da bizden hiçbir şey esirgemediler

Ne bir mevsim atladılar

Ne bir hasat gizlediler

Bir gün gölgelerine evlerimizi kurduk

Dallarına salıncaklar,

Cıvıl cıvıl kuşlar dadandırdık yuvalarına

Biz ölürken hakkımızı helâl ederiz ağaçlara

Onlar da arkamızdan kendi dillerince

Helâl olsun derler.

 

BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU

 

* * * * * * *

 

Yağmurlu bir gün

Dışarda futbol oynuyor çocuklar

Uykularından balçık akıyor

Umulmadık goller peşinde hepsi

Ve yağmur yutuyor bütün golleri

Yağmurlu bir gün

Dışarda futbol oynuyor çocuklar

Karanlık sofalarda morfin alıyor anneleri

Ah bir bilseler olup biteni

Ve yağmur yutuyor bütün golleri

Yağmurlu bir gün

Dışarda futbol oynuyor çocuklar

Gülleler taşıyorlar ayaklarında

Hırsından ağlıyor kimileri

Ve yağmur yutuyor bütün golleri

Yağmurlu bir gün

Dışarda futbol oynuyor çocuklar

Top yukardayken uyukluyorlar

Tempo o kadar ağır

Ve çekilmez ki

Hakem düdüğüyle durmadan

Oyuna çağırıyor düşenleri

Ve yardıma melekleri

Ve yağmur yutuyor bütün golleri

Yağmurlu bir gün

Dışarda futbol oynuyor çocuklar

Azgın kamçısıyla sonbahar

Dövüyor akasyaları iğdeleri

Gövdeleri boşluğa savuruyor oyun

Ve çocuklar kaynayan toprağı tırmalıyorlar

Kararan göğü

Gözümüzdeki kalın perdeleri…

Ve yağmur yutuyor bütün golleri

 

CAHİT KOYTAK

 

* * * * * * *

 

Benim küçük eşkıyam, yavru ceylan

Bu zayıf kolların, bacakların

Gün geçtikçe büyür, kuvvetlenir

Dalları gibi ağaçların

Öyle bir fırla ki sokaklara

Gölgen yetişemesin

Duvar diplerine seril uyu

Vücudun güneşlensin

Çiçekleri kokla

Rüzgârı çek ciğerlerine

İşlesin körük gibi

Aydınlık pencereler yanarsa

Öyle ışıl ışıl yansın gözlerin

Rüzgâr gibi, yelken gibi ol

Şehri inletsin türkülerin

Bak dünyamız da güzel, ay ışığı da

Geceler de gündüzler de güzel

Gel hep beraber büyüyelim

Ağacığım gel

Benim küçük eşkıyam, yavru ceylan!

Bu zayıf kolların, bacakların

Bir gün gelir büyür, kuvvetlenir

Dalları gibi ağaçların

 

CAHİT KÜLEBİ

 

* * * * * * *

 

 

Sosyal Medyada Paylaş:
Ophelian hakkında 1912 makale

Şiirler Hiç Bitmesin İstiyorum

4 yorum

  1. Çocuğuma Name
    Çocuksun büyüyeceksin
    Yaşlanacaksın
    Bazen sevinip bazen üzüleceksin
    Hayatta kimseye ķötülük düşünmeyesin
    Keşke hep çoçuk ruhlu kalsan
    Hep temiz kalpli olsan
    Zaman inan çok çabuk geçmekte
    Gelecek senin için meçhul
    Dilerim olursun salih bir kul
    Sen şimdi büyümeye bak
    Yaşlı ile çocuk arasında yoktur fark
    Zaman sanki sürekli dönen bir çark

      • Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil,
        Onlar kendi yolunu izleyen Hayat’ın oğulları ve kızları.
        Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler
        Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller.
        Onlara sevginizi verebilirsiniz,düşüncelerinizi değil.
        Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.
        Bedenlerini tutabilirsiniz,ruhlarını değil.
        Çünkü ruhlar yarındadır,
        Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz.
        Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları
        Kendiniz gibi olmaya zorlamayın.
        Çünkü hayat geriye dönmez,dünle de bir alışverişi yoktur.
        Siz yaysınız,çocuklarınız ise sizden çok ilerilere atılmış oklar.
        Okçu,sonsuzluk yolundaki hedefi görür
        Ve o yüce gücü ile yayı eğerek okun uzaklara uçmasını sağlar.
        Okçunun önünde kıvançla eğilin
        Çünkü okçu,uzaklara giden oku sevdiği kadar
        Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever. Halil cibran

Bir yanıt bırakın