Ünlü Şairlerden İLKBAHAR Şiirleri

İLKBAHAR

Yüzümü bulutlara kaldırıp

Dua eder gibi mırıldanıyorum

Kuşlarla, otlarla yıkanıyorum

Rüzgarla, ilkbaharla

 

Güneş gözkapaklarımı ısıtıyor

Ah! Güvenilmez ilkbahar güneşi

Rüyada mıyım, gerçek mi bu

Hem var gibiyim, hem yok gibi

 

Bir güney kentinde, bir kıyı kahvesinde

Başakların sonsuz salınışı

Burada, kendimle başbaşa

Ömrümü böylece tamamlayabilirim

 

Bir kuşu dilinden hiç öpmedim

Belki bir gün öpebilirim

Belki bir gün rüzgar olurum ben de

Eserim başakların üzerinden

Kalbim bir yaz gününe karışsın isterim

Bir kuş cıvıltısında doğmak için yeniden

Ataol Behramoğlu,

BAHAR SARHOŞLUĞU

İlk sevgilinin gülüşüne benzer

Bir Nisan havası değil mi esen?

Zincirlere, kelepçelere inat,

Kanatlarımı açmak zamanıdır;

Allah’a ısmarladık kaldırımlar

Cahit Sıtkı Tarancı,

 

 

BAHARI BEKLERKEN YAZILMIŞ ŞİİR

 

O günü görmek için sade bekleyeceğiz,

Göreceğiz bir sabah yeşil tomurcukları.

Hazırlanıyor gibi, gökyüzü, ufuk, deniz,

Bir sabah dökülecek baharların baharı.

 

Bu bahar yalnız mesut günler taşımaktadır,

Baş başa kalacağız kenarında bir suyun,

Göz alabildiğine yeşil uzanan çayır,

Bir saadet içinde sessiz otlayan koyun.

 

Bu bahar güleceğiz en içten bir sevinçle,

Bir melek ordan bize uzatacak elini.

Beni bırakma kalbim, kalbim sen bana söyle.

Ümitlerin en güzelini!..

Ziya Osman Saba,

 

Bir Cezaevinde, Tecritteki Adamın Mektupları

Dışarda bahar geldi karıcığım, bahar.

Dışarda, bozkırın üstünde birdenbire

taze toprak kokusu, kuş sesleri ve saire…

Dışarda bahar geldi karıcığım, bahar,

dışarda bozkırın üstünde pırıltılar…

Ve içerde artık böcekleriyle canlanan kerevet,

suyu donmayan testi

ve sabahları çimentonun üstünde güneş…

Güneş,

artık o her gün öğle vaktine kadar,

bana yakın, benden uzak,

sönerek, ışıldayarak

yürür…

Ve gün ikindiye döner, gölgeler düşer duvarlara,

başlar tutuşmaya demirli pencerenin camı :

dışarda akşam olur,

bulutsuz bir bahar akşamı…

İşte içerde baharın en kötü saatı budur asıl.

Velhasıl

o pul pul ışıltılı derisi, ateşten gözleriyle

bilhassa baharda ram eder kendine içerdeki adamı

hürriyet denen ifrit…

Bu bittecrübe sabit, karıcığım,

bittecrübe sabit…

Nazım Hikmet,

 

ERENKÖY’DE BAHAR

 

Cânan aramızda bir adındı,

Şîrin gibi hüsn ü âna unvan,

Bir sahile hem şerefti hem şan,

Çok kerre hayâlimizde cânan

Bir şi’ri hatırlatan kadındı.

 

Doğmuştu içimde tâ derinden

Yıldızları mâvi bir semânın;

Hazzıyla harâb idim edânın,

Hâlâ mütehayyilim sadânın

Gönlümde kalan akislerinden.

 

Mevsim iyi, kâinât iyiydi;

Yıldızlar o yanda, biz bu yanda,

Hulyâ gibi hoş geçen zamanda

Sandım ki güzelliğin cihanda

Bir saltanatın güzelliğiydi.

 

İstanbul’un öyledir bahârı;

Bir aşk oluverdi âşinâlık…

Aylarca hayâl içinde kaldık;

Zannımca Erenköyü’nde artık

Görmez felek öyle bir bahârı.

Yahya Kemal Beyatlı,

 

 

BAHAR GÖKLERİ

Meltem mi ki bu esen, renk mi ki, şarkı mı ki?

Şu dağdan aşağı ak bir bulut salkımı ki

İçime bir buruksu sarhoşluk akıtmada.

Düşler mi ki şu burcu burcu kokan havada,

Renk mi ki üzerimden akaduran bu nehir?

Kork! Bahar seni bir al güle döndürebilir

Bir daha göstermemek üzere gökyüzünü.

Ah, bu gökyüzünden bir gün ayrılmanın hüznü.

Yattım coşkun çimenler üstünde uzun zaman.

Kuşlar değil başımın üstünde hızla uçan;

Kardeşlerin yüzyıllar önce kopmuş ahları

Ta sonsuza dek bu bengi gökyüzünden ayrı.

Havada kavuşmanın bayıltan kokusu var;

Durma, durma, gözünün alabildiği kadar

Sar bu şarkı söyleyen, bu danseden evreni

Ve ayırma güzel gökyüzünden gözlerini;

Yaşamak kadar güzel, saf, mavi gökyüzünden,

Bağışlayan gökyüzünden, ebedi gökyüzünden

Ahmet Muhip Dıranas,

 

 

BİR İLKBAHAR ŞİİRİNE BAŞLANGIÇ

 

Hava ne kadar güzel öğretmenim

Yollar ağaçlar kuşlar ne kadar güzel

Yeryüzü pırıl pırıl öğretmenim

Gizlisi saklısı kalmamış dünyanın

Nesi var nesi yoksa dökmüş ortaya

Bütün bitkiler, bütün hayvanlar, bütün taşlar

Sürüngenler, konglomeralar, serhaslar

Hepsi hepsi ortada öğretmenim.

Ne olur biz de gidelim

Burda kalsın kitaplar

Burda kalsın iğneli karafatmalar

Kollarından bacaklarından gerilmiş kurbağalar

Burda kalsın hepsi

Bomboş kalsın hepsi

Bomboş kalsın evler okullar

Hapishaneler, hastaneler…

Öğretmenim, sevgili öğretmenim

Sırtımıza alırız hastaları

Kim bilir ne özlemişlerdir kırları…

Ya mahpuslar.

Ne sevinirler kimbilir

Sarılıp sarılıp öperler adamı

Melih Cevdet Anday,

 

 

 

İKİNDİ ÜSTÜ

İnsan her şeye alışıyor.

Sıcak bahar ikindilerine

Harbe, sevda çekmeye.

Küçük gazetecim her gün böyle mağrur.

Benim vanilya kokulu dondurmacım

Gene kapı önlerinde.

İşte taze ikindi güneşim.

Pencerelerde küçük sarışınlar,

Her şey iyi, her şey sade

Anlayamıyorum şu iç sıkıntımı.

Yaşamak dersen yaşamak,

Sarhoşluğum sarhoşluk.

Ah! hatırlamak olmasa eski günleri

Edip Cansever,

 

 

 

İÇERDE

 

Haberin var mı taş duvar?

Demir kapı, kör pencere,

Yastığım, ranzam, zincirim,

Uğruna ölümlere gidip geldiğim,

Zulamdaki mahzun resim,

Haberin var mi?

Görüşmecim, yeşil soğan göndermiş,

Karanfil kokuyor cıgaram

Dağlarına bahar gelmiş memleketimin…

Ahmed Arif,

 

DOĞUM

Bir bahar günü doğdun sen

Baharın ta kendisi oldun sen

Şimdi her baharda doğan çocuklarla

Sen en aşılmaz boya tenlerinde saçlarında

Sen görünür görünmez ufuklarda

Karlar erir erir kaçar kaçar da

Gökler yağmur biçiminde güler ağlar ağlar da

Güneş öğünerek yansır yansır da sularda

Gelirsin her baharda

Bir diriliş gibi ölü dünyaya

Ölüler gölgenden ateş ala ala

Ekilip biçilip yankı yapa yapa

Yaz sıcaklığından arta arta

Birer birer çıktılar gönlümüzün aynasına tarlasına

Ki bir bahar günü doğdun sen

Güller dönüştüler yatak çarşaflarına

Leylaklar yaklaştılar korka korka

Nergisler benliğimizin ortasından baka

Gelip fon oldular insanın

Bir kere daha

Sende yeniden yaratılışına

Bir bahar hali yaratışına

Bir bahar günü doğdun sen

Baharın ta kendisi oldun sen..

Sezai Karakoç,

SEVDA ÜSTÜNE

Küçücük pencerem bahçeye bakar

Bademler, erikler geceye bakar

Bir ışık dökülür yapraklardan şıkır şıkır

Filizler susmuş, tohumlar uyumuş;

Bir an durmuş, genişlemiş büyümüş

Bir eski şarkı, bir eski bahar, bir bildik deniz

Vakit nisan ortasında bir akşam…

Bu şiirde sevda sevda üstüne

Senelerdir veda veda üstüne

Yareli yüreğimde dağ dağ üstüne

Vakit nisan ortasında bir akşam.

Mehtap ettiğinden bihaber

Kuşlarla, çiçeklerle, balıklarla beraber

İki tel kumral saç olsa avucumda şimdi

Ağlayıp ağlayıp avunsam…

Turgut Uyar,

 

 

DERDİM BAŞKA

Sanma ki derdim güneşten ötürü;

Ne çıkar bahar geldiyse?

Bademler çiçek açtıysa?

Ucunda ölüm yok ya.

Hoş, olsa da korkacak mıyım zaten

Güneşle gelecek ölümden?

Ben ki her nisan bir yaş daha genç,

Her bahar biraz daha âşığım;

Korkar mıyım?

Ah, dostum, derdim başka..

Orhan Veli Kanık,

BAHAR VE BİZ

 

Yılda bir kere çıldırır ağaçlar sevincinden

Rabbim ne güzel çıldırır.

Yılda bir kere uzatır avuçlarını yaprak;

Sevincinden titreyerek.

Yılda bir kere kendini verir toprak

Yılda bir kere yarılır bahçeler hazdan

Rabbim ne güzel yarılır.

Biz de bir kere sevinebilseydik.

Çiçek açmış ağaçlar gibi çıldırasıya.

Kimbilir belki bir gün sulh olunca

Biz de deliler gibi seviniriz,

Ağaçları ve baharı taklit ederiz

Renkli bez parçalarıyla donatırız şehri

Renkli ampuller asarız pencerelerden

Kimbilir belki bir gün sulh olunca

Biz de çatır çatır çatlarız binbir yerimizden

Ağaçlar gibi

Bedri Rahmi Eyüboğlu,

 

Yazar: Ophelian

Şiirler Hiç Bitmesin İstiyorum

Bir Cevap Yazın