Ünlü Şairlerden MEKTUP Şiirleri

Sosyal Medyada Paylaş:

BEŞİNCİ MEKTUP

Ayrılık diye bir şey yok.

Bu bizim yalanımız.

Sevmek var aslında, özlemek var, beklemek var.

Şimdi neredesin? Ne yapıyorsun?

 

Güneş çoktan doğdu.

Uyanmış olmalısın.

Saçlarını tararken beni hatırladın, değil mi?

Öyleyse ayrılmadık.

Sadece özlemliyiz ve bekliyoruz.

 

Zamanı hatırlatan her şeyden nefret ediyorum.

Önce beklemekten.

Ömür boyunca ya bekliyor ya bekletiyor insan.

İkisi de kötü, ikisi de hazin tarafı yaşantımızın.

 

Bir çocuğun önce doğmasını bekliyorlar,

Sonra yürümesini, konuşmasını, büyümesini…

Zaman ilerliyor, bu defa para kazanmasını,

Kanunlara saygı göstermesini,

İnsanları sevmesini, aldanmasını, aldatmasını bekliyorlar.

 

Ve sonra ölümü bekleniyor insanoğlunun.

Ya o? Ya o?

İnsanlardan dostluk bekliyor, sevgilisinden sadakat,

Çocuklarından saygı ve bir parça huzur bekliyor,

Saadet bekliyor yaşamaktan.

 

Zaman ilerliyor, bir gün o da ölümü bekliyor artık.

Aradıklarının çoğunu bulamamış,

Beklediklerinin çoğu gelmemiş bir insan olarak

Göçüp gidiyor bu dünyadan.

 

İşte yaşamak maceramız bu.

Yaşarken beklemek, beklerken yaşamak

Ve yaşayıp beklerken ölmek!

 

Özleme bir diyeceğim yok.

O kömür kırıntıları arasında parlayan bir cam parçası.

O nefes alışı sevgimizin, kavuşmalarımızın anlamı.

O tek güzel yönü bekleyişlerimizin.

 

İnsanlığımız özleyişlerimizle alımlı,

Yaşantımız özlemlerle güzel.

Özlemin buruk bir tadı var, hele seni özlemenin.

Bir kokusu var bütün çiçeklere değişmem.

Bir ışığı var, bir rengi var seni özlemenin, anlatılmaz.

 

Verdiğin bütün acılara dayanıyorsam;

Seni özlediğim içindir.

Beklemenin korkunç zehri öldürmüyorsa beni;

Seni özlediğim içindir.

Yaşıyorsam; içimde umut varsa,

Yine seni özlediğim içindir.

 

Seni bunca özlemesem; bunca sevemezdim ki!

 

Ümit Yaşar Oğuzcan

 

* * * * * * *

 

ZİNDANDAN MEHMET’E MEKTUP

 

Zindan iki hece Mehmed’im lafta!

Baba katiliyle baban bir safta!

Bir de geri adam boynunda yafta…

Halimi düşünüp yanma Mehmed’ im!

Kavuşmak mı? … Belki… Daha ölmedim!

 

Avlu… Bir uzun yol… Tuğla döşeli,

Kırmızı tuğlalar altı köşeli.

Bu yolda tutuktur hapse düşeli…

Git vegel… yüz adım… Bin yıllık konak.

Ne ayak dayanır buna, ne tırnak

 

Bir alem ki, gökler boru i…Zindan iki hece Mehmed’im lafta!

Baba katiliyle baban bir safta!

Bir de geri adam boynunda yafta…

Halimi düşünüp yanma Mehmed’ im!

Kavuşmak mı? … Belki… Daha ölmedim!

 

Avlu… Bir uzun yol… Tuğla döşeli,

Kırmızı tuğlalar altı köşeli.

Bu yolda tutuktur hapse düşeli…

Git vegel… yüz adım… Bin yıllık konak.

Ne ayak dayanır buna, ne tırnak

 

Bir alem ki, gökler boru içinde!

Akıl olmazların zoru içinde.

Üstüste sorular soru içinde:

Düşün mü, konuş mu sus mu unut mu,,?

Buradan insan mı çıkar, tabut mu?

 

Bir idamlık Ali vardı, asıldı

Kaydını düştüler, mühür basıldı.

Geçti gitti, Bir kaç günlük fasıldı.

Ondan kalan, boynu bükük ve sefil;

Bahçeye diktiği üç beş karanfil…

 

Müdür bey dert dinler bu gün ‘maruzat’!

Çatık kaş… hükümet dedikleri zat…

Beni Allah tutmuş kim eder azat?

Anlamaz; yazısız, pulsuz dilekçem…

Anlamaz ruhuma geçti bilekçem!

 

Saat beş dedi mi, Bir yırtıcı zil;

Sayım var, Maltada hizaya dizil!

Tek yekün içinde yazıl ve çizil!

İnsanlar zindanda birer kemiyet

Urbalarla kemik, Mintanlarla et.

 

Somurtuş ki bıçak, Nara ki tokat;

Zift dolu gözlerde karanlık kat kat…

Yalnız seccademin yüzünde şevkat;

Beni kimsecikler okşamaz madem;

Öp beni anlımdan, Sen öp seccadem!

 

Çaycı, getir ilaç kokulu çaydan!

Dakika düşelim senelik paydan!

Zindanda dakika farksızdır aydan.

Karıştır çayını zaman erisin;

Köpük köpük, Duman duman erisin!

 

Peykeler duvara mıhlı peykeler;

Duvarda, başlardan, yağlı lekeler,

gömülmüş duvara, baş baş gölgeler

Duvar katil duvar, yolumu biçtin!

kanla dolu sünger… beynimi içtin!

 

sükut… kıvrım kıvrım uzaklık uzar;

Tek nokta seçemez Dünyadan nazar.

Yerinde mi acep ölü ve mezar

yer yüzü boşaldı, habersiz miyiz?

Güneşe göç varda kalan biz miyiz?

 

Ses demir, su demir ve ekmek demir…

İstersen demirde muhali kemir,

Ne gelir elden kader bu emir…

Garip pencerecik, küçük, daracık;

Dünya ya kapalı, Allah’a açık.

 

Dua dua, eller karıncalanmış;

Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış.

gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış…

Bir soluk, Bir tütsü Bir uçan buğu

İplik ki incecik, örer boşluğu.

 

Ana rahmi zahir şu bizim koğuş;

Karanlığında nur, yeniden doğuş…

Sesler duymaktayım: Davran ve boğuş!

Sen bir devsin yükü ağırdır devin!

Kalk ayağa dim dik doğrul ve sevin!

 

Mehmed’im sevinin başlar yüksekte!

Ölsekte sevinin, eve dönsek de!

Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!

Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir!

Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!

 

Necip Fazıl Kısakürek

 

* * * * * * *

 

MEKTUP..

 

Yeni mektup aldım gül yüzlü yardan

Gözetme yolları, gel deyi yazmış.

Sivrialan köyünden, bizim diyardan

Dağlar mor menevşe gül deyi yazmış.

 

Beserek’te lale sümbül yürüdü

Güldede’yi çayır çimen bürüdü

Karataş’ta kar kalmadı eridi

Akar gözüm yaşı sel deyi yazmış.

 

Eğlenme gurbette yayla zamanı

Mevla’yı seversen ağlatma beni

Benek benek mektuptadır nişanı

Gözyaşım mektupta pul deyi yazmış.

 

Kokuyor burnuma Sivr(i)alan köyü

Serindir dağları, soğuktur suyu

Yar mendil göndermiş yadigar deyi

Gözünün yaşını sil deyi yazmış.

 

Veysel bu gurbetlik kar etti cana

Karıştır göçünü ulu kervana

Gün geçirip firsat verme zamana

Sakın uzamasın yol deyi yazmış.

 

Aşık Veysel

 

* * * * * * *

 

MEKTUP 6

 

Hint Okyanusu’nu seyrettim bu sabah.

Okyanuslar üstüne bir çift sözüm var sana:

Kıyısından seyredilen okyanus

farksızdır Marmara açıklarından.

Yani demek istediğim:

Okyanuslar büyük sevdalar gibidir Tulyakova

seyredilmeğe gelmez,

Okyanus yaşanılır.

 

Nazım Hikmet

 

* * * * * * *

 

MEKTUP

 

Dost dost diye deli derviş gezdiğim,

Bir ağladığım, bir güleyazdığım,

Adını dağa taşa kazıdığım

 

Benim bir tanem dost, gözümün nuru!

Tutmaz elim, topal ayağım uğru,

Amansız kara bahtımdan ötürü

 

Kan ter dolandığım yollar gölgesi,

Kara ekmeğimin akça mayası,

Susayınca çağıldak sular sesi,

 

Ay aydınlığım, gün ışığım, canım,

Bayramım, bolluğum, yemişim, yenim

Göz yaşımı gözden gizli silenim!

 

Pek garipçe kaldım köyümde ıssız,

Otsuz ocaksız, akılsız, ayvazsız.

İki elin kanda olsa durma tez

 

Dağ başını duman almadan beri,

Eyüp sabrım, eyi düşlerim yoru,

Yet bu yana! Avareyim, yet, yürü!

 

Ahmet Muhip Dıranas

 

* * * * * * *

 

İZMİR YOLLARINDAN SON MEKTUP

 

Belki şimdi sana son

Sözlerimi yazmadan

Gözlerim kapanacak.

Belki var daha beş on

Dakikalık bir zaman.

Anne, için yanacak

Mektubum okunurken.

Beliren bir emeli

Çok görme bana sakın.

Ben Tanrı’ya en yakın

Bir yola sapıyorum,

Milletimin uğrunda

Türbemi yapıyorum.

Düşündüm huzurunda

Ebedi bir akşamın,

Düşündüm ki babamın

Dizi dibinde geçen

Yirmi iki seneden

Elimizde kalan ne?

Sorarım sana anne:

Madem ki gün gelecek,

Herkes aynı meleğin

Önünde eğilecek,

Niçin o güne değin

Çan sesleri duyayım?

Bugün de bir yarın da.

Bırakın uyuyayım

İzmir kapılarında!

Anne elveda artık,

Şu iki üç asırlık

Gecenin gündüzünü

Görmeden gidiyorum.

Ne beis var diyorum,

O günün seherinde

Senin ince yüzünü

Görüyor gibiyim ya…

Ey genç gecelerinde

Beşiğimi bekleyen!

Ediyorum emanet

Seni Anadolu’ya!

Sütünden, emeğinden

Ne verdinse helâl et.

Söyle Hacer’e o da

Hakkını helâl etsin,

Gönülcüğü dilerse

Başkalarına gitsin…

Ben ermeden murada

Ecel kırdı kolumu;

Artık beyhude yere

Beklemesin yolumu.

O ne anne, o güzel

Gözlerinden akan ne?

Geri dönemem diye

Ağlıyor musun anne?

 

Kemalettin Kamu

 

* * * * * * *

 

MEKTUP

 

boş bırak düşlerini

ben geleceğim

kucağımda yaratmanın sevdaları

ve akşamüstlerinde sonlu bekleyişlerin karanlığı

tahta pervazlara takılı kalmış çınar gölgelerini kanattığı

hiç yaşanmamış Nerime Sultan anılarını dürüp

ben geleceğim

arnavut kaldırımlarının taşıyamadığı yükümle

kendimi yine bir yerinden söküp

kırık dökük sevgilerin ut tellerinde tınlayan

o veremli yazgısını

yine de bir çiçek gibi iliştirip gönlüme

o yalnızlığı Bizans’tan kalma İstanbul gecelerinin

sokak camlatan yağmurunda

kendimi ağır bir yük gibi çeke çeke

Emirgan sırtlarından yorgun ve telaşlı

biraz daha eskimiş, biraz daha solgun ve biraz daha acılı

ben geleceğim

dolu da olsa yaşlanmış kucakları

sahici ve acıtıcı gözyaşlarını bir mahsup gibi taşıya taşıya acılar defterinde

kimselere göstermeden usulca ve çok saklı

ben geleceğim

bir ticaret kentine

 

Murathan Mungan

 

* * * * * * *

 

ANNEME MEKTUP

 

Ben bu gurbet ile düştüm düşeli,

Her gün biraz daha süzülmekteyim.

Her gece , içine mermer döşeli,

Bir soğuk yatakta büzülmekteyim.

 

Böylece bir lahza kaldığım zaman,

Geceyi koynuma aldığım zaman,

Gözlerim kapanıp daldığım zaman,

Yeniden yollara düzelmekteyim.

 

Son günüm yaklaştı görünesiye,

Kalmadı bir adım yol ileriye:

Yüzünü görmeden ölürsem diye,

Üzülmekteyim ben , üzülmekteyim.

 

Necip Fazıl Kısakürek

* * * * * * *

Cemal Süreya’nın hastanede yatan eşine on üç gün boyunca mektup yazıyor, hele ki on üçüncü günün sonunda yazdığı şu şiir… Bilmeyenler vardır belki…

Sevgilim, bir günün ortası şimdi
Taşıtlar hızla gelip geçiyor, her yer kalabalık,
Ben seni düşünüyorum bir bodrum kahvesinde
Uzat bana uzat ellerini.
İzinli askerler görüyorum, kırıtarak yürüyen işçi kızlar
İstanbul her günkü yaşantısı içinde, uğultulu,
Güvercinler güneşten bir sessizliği biriktiriyor

Ben seni düşünüyorum seni
Hani tıpkı o ilk günlerdeki gibi
Kalbim diyorum kalbim
Daha dün tezgâhtan çıkmış bir su sayacı gibi
Aşkı anılar besliyor düşler kadar
Bu yüzden diyorum ki aşk eskidikçe aşktır
Sevgi eskidikçe sevgi.

Günümüz ekmeğimiz, türkümüz
Çoluğumuz çocuğumuz
Binalar yan yana yükselip gidiyor
Vapurların ağzı köpük içinde
Uzaklarda ne kapılar açılıyor
Trenin biri bir istasyona varıyor
Ordan çıkıyor biri.

Her şey biliyor her şey
Sen biliyor musun bakalım
Seni nice sevdiğimi?
Üstüne titrediğimi?

Geldiğimi?
Gittiğimi?

Hadi!

Sosyal Medyada Paylaş:
Ophelian hakkında 1912 makale

Şiirler Hiç Bitmesin İstiyorum

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın