ÜNLÜ ŞAİRLERDEN ŞİİRLER

Ünlü Şairlerin Bestelenen Şiirleri

Sosyal Medyada Paylaş:

Ünlü Şairlerin Bestelenen Şiirleri

VEDA BUSESİ 

hani o bırakıp giderken seni

bu öksüz tavrını takmayacaktın?

alnına koyarken veda buseni

yüzüne bu türlü bakmayacaktın?

 

hani ey gözlerim bu son vedada,
yolunu kaybeden yolcunun dağda

birini çağırmak için imdada

yaktığı ateşi yakmayacaktın?

 

gelse de en acı sözler dilime

uçacak sanırdım birkaç kelime…

bir alev halinde düştün elime

hani ey gözyaşım akmayacaktın?

 

Orhan Seyfi Orhon

 

 *

LEYLİM LEY 

Döndüm daldan kopan kuru yaprağa

Seher yeli dağıt beni, kır beni

Götür tozlarımı burdan uzağa

Yarın çıplak ayağına sür beni

Ayın şavkı vurur sazım üstüne

Söz söyleyen yoktur sözüm üstüne

Gel ey hilal kaşlım dizim üstüne

Ay bir yandan sen bir yandan sar beni

Yedi yıldır uğramadım yurduma

Dert ortağı aramadım derdime

Geleceksen bir gün düşüp ardıma

Kula değil, yüreğine sor beni

 

Sabahattin Ali

 

 *

KISKANÇ 

Sakın bir söz söyleme…Yüzüme bakma sakın!

Sesini duyan olur,sana göz koyan olur.

Düşmanımdır seni kim bulursa cana yakın,

Anan bile okşarsa benim bağrım kan olur…

Dilerim Tanrı’dan ki,sana açık kucaklar

Bir daha kapanmadan kara toprakla dolsun,

Kan tükürsün adını candan anan dudaklar,

Sana benim gözümle bakan gözler kör olsun!

 

Faruk Nafiz Çamlıbel

 

BİR GECE ANSIZIN GELEBİŞİRİM 

Bu kadar yürekten çağırma beni

Bir gece ansızın gelebilirim.

Beni bekliyorsan, uyumamışsan

Sevinçten kapında ölebilirim.

Belki de hayata yeni başlarım

İçimde küllenen kor alevlenir.

Bakarsın hiç gitmem kölen olurum

Belki de seversin beni kimbilir.

Kal dersen, dağlarca severim seni

Bir deniz olurum ayaklarında.

Aşk bu özleyiş bu hiç belli olmaz

Kalbim duruverir dudaklarında.

Ya da unuturum kim olduğumu

Hatırlamam belki adımı bile.

Belki de çıldırır deli olurum

Sana kavuşmanın heyecanıyla.

Aşk bu, bilinir mi nereye varır

Ne durdurur özlemini, seveni.

Bakarsın ansızın gelebilirim

Bu kadar yürekten çağırma beni.

 

Ümit Yaşar Oğuzcan

 

 *

SESSİZ GEMİ 

Artık demir almak günü gelmişse zamandan,

Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;

Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.

Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,

Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.

Biçare gönüller. Ne giden son gemidir bu.

Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.

Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;

Bilmez ki, giden sevgililer dönmeyecekler.

Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden.

Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden

 

Yahya Kemal Beyatlı

 

 *

RİNDLERİN AKŞAMI 

Dönülmez akşamın ufkundayız vakit çok geç

Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç

Cihana bir daha gelmek hayal edilse bile

Avunmak istemeyiz böyle bir teselli ile

 

Geniş kanatları boşlukta simsiyah açılan

Ve arkasında güneş doğmayan büyük kapıdan

Geçince başlayacak bitmeyen sükunlu gece

Guruba karşı bu son bahçelerde keyfimce

 

Ya aşk içinde harap ol ya şevk içinde gönül

Ya lale açmalıdır göğsümüzde yahut gül

Dönülmez akşamın ufkundayız vakit çok geç

 

Yahya Kemal Beyatlı

 

 *

ÇOBAN ÇEŞMESİ 

Derinden derine ırmaklar ağlar,

Uzaktan uzağa çoban çeşmesi,

Ey suyun sesinden anlıyan bağlar,

Ne söyler şu dağa çoban çeşmesi.

 

“Göynünü Şirin’in aşkı sarınca

Yol almış hayatın ufuklarınca,

O hızla dağları Ferhat yarınca

Başlamış akmağa çoban çeşmesi…”

 

O zaman başından aşkındı derdi,

Mermeri oyardı, taşı delerdi.

Kaç yanık yolcuya soğuk su verdi.

Değdi kaç dudağa çoban çeşmesi.

 

Vefasız Aslı’ya yol gösteren bu,

Kerem’in sazına cevap veren bu,

Kuruyan gözlere yaş gönderen bu…

Sızmadı toprağa çoban çeşmesi.

 

Leyla gelin oldu, Mecnun mezarda,

Bir susuz yolcu yok şimdi dağlarda,

Ateşten kızaran bir gül ararda,

Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi,

 

Ne şair yaş döker ne aşık ağlar,

Tarihe karıştı eski sevdalar.

Beyhude seslenir, beyhude cağlar,

Bir sola, bir sağa çoban çeşmesi…

 

Faruk Nafiz Çamlıbel

 

ENDÜLÜSTE RAKS 

Zil, şal ve gül. Bu bahçede raksın bütün hızı…

Şevk akşamında Endülüs üç def/’a kırmızı…

 

Aşkın sihirli şarkısı yüzlerce dildedir.

İspanya neşesiyle bu akşam bu zildedir.

 

Yelpâze çevrilir gibi birden dönüşleri,

İşveyle devriliş, saçılış, örtünüşleri…

 

Her rengi istemez gözümüz şimdi aldadır;

İspanya dalga dalga bu akşam bu şaldadır.

 

Alnında halka halkadır âşüfte kâkülü,

Göğsünde yosma Gırnata/’nın en güzel gülü…

 

Altın kadeh her elde, güneş her gönüldedir;

İspanya varlığıyle bu akşam bu güldedir.

 

Raks ortasında bir durup oynar, yürür gibi;

Bir baş çevirmesiyle bakar öldürür gibi…

 

Gül tenli, kor dudaklı, kömür gözlü, sürmeli…

Şeytan diyor ki sarmalı, yüz kerre öpmeli..

 

Gözler kamaştıran şala, meftûm eden güle,

Her kalbi dolduran zile, her sîneden: /’Ole!/’

 

Yahya Kemal Beyatlı

 

LAVİNİA 

Sana gitme demeyeceğim

Üşüyorsun ceketimi al

Günün en güzel saatleri bunlar

Yanımda kal

 

Sana gitme demeyeceğim

Gene de sen bilirsin

Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim

İncinirsin

 

Sana gitme demeyeceğim

Ama gitme Lavinia

Adını gizleyeceğim

Sen de bilme Lavinia

 

Özdemir Asaf

 

 *

SİSLER BULVARI 

“sisler bulvarı/’nda öleceğim

sol kasığımdan vuracaklar

bulvar durağında düşeceğim

gözlüklerim kırılacaklar

sen rüyasını göreceksin

çığlık çığlığa uyanacaksın

sabah kapını çalacaklar

elinden tutup getirecekler

beni görünce taş kesileceksin

ağlamayacaksın! ağlamayacaksın!

 

Attila İlhan

 

 *

AĞUSTOS ÇIKMAZI 

Beni koyup gitme ne olursun

Durduğun yerde dur

Kendini martılarla bir tutma

Senin kanatların yok

Düşersin yorulursun

Beni koyup gitme ne olursun

Bir deniz kıyısında otur.

Gemiler sensiz gitsin bırak

Herkes gibi yaşasana sen

İşine gücüne baksana

Evlenirsin çocuğun olur

Beni koyup gitme ne olursun

Sonun kötüye varacak

Beni koyup gitme ne olursun

Elimi tutuyorlar ayağımı

Yetişemiyorum ardından

Hevesim olsa param olmuyor

Param olsa hevesim

Yaptıklarını affettim

Beni koyup gitme ne olursun

Seninle gelmeyeceğim yine de

Beni koyup gitme ne olursun

 

Attila İlhan

 

 *

AŞK YENİDEN 

Aşk yeniden

Akdenizin tuzu gibi

Aşk yeniden

Rüzgârlı bir akşam vakti

Aşk yeniden

Karanlıkta bir gül açarken

 

Aşk yeniden

Ürperen sahiller gibi

Aşk yeniden

Kumsalların deliliği

Aşk yeniden

Bir masal gibi gülümserken

 

Gözlerim doluyor

Aşkımın şiddetinden

Ağlamak istiyorum

Yıldızlar tutuşurken

Gecelerin şehvetinden

Kendimden taşıyorum

 

Aşk yeniden

Bitti artık bu son derken

Aşk yeniden

Aynı sularda yüzerken

Aşk yeniden

Rüya gibi bir yaz geçerken

 

Aşk yeniden

Unutulmuş yemin gibi

Aşk yeniden

Hem tanıdık, hem yepyeni

Aşk yeniden

Kendini yarattı kendinden

 

Murathan Mungan

 

 *

MASKELİ BALO 

Yaredir sinede eski sevgili

Eski sevgili eski günler

Hayata baksana takmıyor kimseyi

Hiçbir şey diriltmez artık geçmişi

Yaredir yine de

 

Yaktın gemilerimi

Dönüş yok artık geri

Tak etti canıma bu maskeli balo

Bu maskeli balo

Ve onun sahte yüzleri

Yaredir sinede eski sevgili

Ne yapsan kolay unutulmaz

Ağlama geçmişe yaşadık bitti

Anılar bizi yalnız bırakmaz

Yalnızız yine de

 

Murathan Mungan

*

MİHRİBAN

Sarı saçlarına deli gönlümü

Bağlamıştın,çözülmüyor mihriban

Ayrılıktan zor belleme ölümü

Görmeyince sezilmiyor mihriban

Yar,deyince kalem elden düşüyor

Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor

Lambada titreyen alev üşüyor

Aşk kağıda yazılmıyor mihriban

Önce naz sonra söz ve sonra hile

Sevilen seveni düşürür dile

Seneler asırlar değişse bile

Eski töre bozulmuyor mihriban

Tabiplerde ilaç yoktur yarama

Aşk değince ötesini arama

Her nesnenin bir bitimi var ama

Aşka hudut cizilmiyor mihriban

Boşa bağlanmış bülbül gülüne

Kar koysan köz olur aşkın külüne

Şaştım karabahtım tahammülüne

Taşa çalsam ezilmiyor mihriban

Tarife sığmıyor aşkın anlamı

Ancak çeken bilir bu derdi gamı

Bir kördüğüm baştan sona tamamı

Çözemedim çözülmüyor mihriban

Abdurrahim Karakoç

 

Alıntıdır

Sosyal Medyada Paylaş:

Şiirler Hiç Bitmesin İstiyorum

Bir cevap yazın