ÜYELERİMİZDEN GELENLER

Unutma Provaları

Sosyal Medyada Paylaş:

Ne çok
ne çok seviyor yanaklarım gözyaşlarımı…

Yavru bir kuşun
ilk uçuş denemesini yaptığı gibi
acemice daldığım istanbul sokaklarında
ayaklarımın altından kaçışıyordu kaldırımlar
ay lambaları ışıtıyordu zifiri karanlıkta
bohçama doldurduğum karanlık hayallerim
çoban yıldızına, avare ateş böceğine hayran kaldıkça
aydınlanıyordu gözlerimde biriken gecekaralarında

söz yanığı imgeler dolduruyordu
ağız boşluğumu
sökülüyor bir bir dudaklarıma vurulan mühürler
aşkı gibi bülbülün nazlı güle
sevdaya seğiriyordu gözlerim
vuslat dargını yollarda

muamma bir ahvalin
seheri karanlık kimsizleriydi şiir hikâyelerimde
yine hangi şeytan hangi cehennemin ateşini yaktıysa
haziranın ihtiras kokan sabaha karşısı
şehvet tacirlerini pazarlıyordu nefsine
an be an ölüyordu ruhları kadınların
salyası bol nefeslerde

cinnet geçiren şairlerin feryadını okuyordum
gözlerinden …
donmuş hayali, dilinde nidası ahraz bakan
şehrin sessiz tanıklarından

sakızının pembo tadı damağında
taze bir kız çocuğuydu sabır
duvarlarına masum sevda şarkısı mırıldanılmış gecekonduların
dalgalarına gümüş takıştırmış
ma(v)i denizin göz bebeklerine yerleşmiş zümrütüydü
sevinç
martıların tüylerinde uyutulmayı bekleyen

duvar dibi bekleyişlerimde
gidenin ardından yaktığım ağıtlar
dolanırken dilime mütemadiyyen
uzakların gözlerime bıraktığı aşk’ ın tarifiydi
hicaz makamında dizeler
ve
saliseden bir önceki zaman dilimiydi mutluluk
ayva çiçekleri öperken hayallerimin gözlerinden

bir ikindi sonrası
ağır bir yolculuk başlıyordu yine
kimsesizliğimde dolaşırken sarhoş sokaklar
söylemeye korktuğum yalanlar
gücünü salıyordu zehir renginde akrep gibi damarlarıma
şiirlerin hayyam satırlarından
yudum yudum içtiğim ayrılığı
titrek serçelerin
korkak yüreğinde kıvrılıp öldükçe
duyuyordum koparılan kanatlarımın acısında

sustukça rüzgârın sesi sönmeyen yangınıma
yağmur ağlıyordu içimdeki yalnızlığıma
fırtınalar hazırlanırken şehrimi dağıtmaya
kavruk yüzlü bir köy çocuğunun ellerinden kopan
nevruzlar topluyordu benliğimi masumca

asılı kalıyordu o’ na uzanan ellerim boşlukta
sürerken sabır sus merhemini dudaklarıma
karanlık boyalı odamın veda kokan
duvarlarına işliyordum firkati
kırılgan bakışlarımla

kifayetsiz
peşine savurduğum cümlelerin
gözlerime hediyesiydi birikintisi zamansız kırkikindilerin
haylaz bir yalan avutuyordu beni
damla damla boşalırken yanağıma isyanım
-senin değil
“pörsüyen çiçekler içindir ağladığım” –

beklemek
eklemekse sabırlara sabır
susmaksa gözlerde kahır
teselli sandığım musubet şarkıysa gidişin…
-unuttun beni
umuttun bana / unuttum sanma –

muhayyer gecenin yanağına konan hüzünle
bir damla gözyaşı olup düşüyordu avuçlarıma beddua
şahit olurken dolunay kanayan yarama
mağlubiyet sancısı ise sol vuruyordu eyvahlarıma…

içinde kaybolduğum o koca boşlukla
bir şiirlik süre kadar susuyorum şimdi hayata
ve
fütursuzca
olmayacak sabahlarımın gecesinde tüm aşklara…

 

sahi

unuttum mu şimdi ben seni yarınlarda…

 

Nar-ı Çiçek

Sosyal Medyada Paylaş:

Bir cevap yazın

error: Content is protected !!