EN GÜZEL ŞİİRLER

Zamira Candan / S. Canan Şiirleri

Sosyal Medyada Paylaş:

GEL DESEM

Bir yarım sesle sesleniyorum sana;

bitkin yıkık yanık
gri bir dağın eteklerinde rastladım sana
hüzündü bakışların
gündüzün geceye dönüşmesi kadar
gelgitlerle ürperen kumsalda rasladım sana
meltemlerdeydi sesin
deniz kabuklarını yalayan
kumlarda ölüyor sonra yeniden doğuyordun

gördüm dokundum hissettim tüm gizlerini
dört duvarımın arasına yonttum heykelini
götürüp diktim onu özlemlerimin ovasına
ay ışığına çizdim düşlerime çizilmiş yüzünü
çok sevdim sana ait her çizgiyi
sana her gelmek isteyip de gelemediğim de
akıp gittiğini gördüm yaşamın keşkeler ırmağında

şimdi mi
kaybettim ay ışığımı
gecelerimde yıldız yok
yarım bir sesle sesleniyorum sana
yüzüm yok…
gel desem beni duyarmısın

*******

HİÇ İŞTE

camdan hayallerim/ gökkuşağı renklerinde
İsli cam misali gün ışığında

hiç işte
karışığım yine
fırtınalı denizdeki
ıslak martılar gibi
kanatlarım öyle ağır ki
havalanıp yere
sonra da çarpıyorum kendime
bir bana
bir yere
bir bana
bir yere
güneş acıyor halime
uzatıyor elini
kuruyorum
ve işte yine uçuyorum

hiç işte
karışığım yine
gökkuşağı renklerini veriyor
en mavisi olmuş saçlarım
okyanuslara değiyor
savruluyor kafdağına
kırmızı eteklerim
öyle bir dönüyorum ki
dökülüyor cüceler
devler ise gülmek de
benim bu halime
camdan hayallerim
battı mı gözlerine

*******

GARİP ŞİİR

Karışmış günler aylara
Yıkanmış gecenin sularıyla
su olup akıp gitmiş
yıllar ise kör bir makasın ucunda
bir yıl beş yüzyıl ederken
makasın kör ağzı kesiyor yıllarımı
karışmış günler aylara
o zaman dönüp bakıyorum arkama
kesilen yıl tanelerimdeki yollara
asfaltı bozulmuş delik deşik
düşüp kalkmalardan yaralanmalardan
kan izleri her bir çukurda
gözleri açık ölüler var yol kenarlarında
yaşam yoksunu insan leşleri saçılmış ortalığa
kaygısız tasasız yürüdüm ölüler arasında
yürümeye henüz başlamıştım ki
hayatın gözleri karanlığın içinden
elimden tutarak ışıklar saçtı yoluma
bir kelebek havalandı yüreğimden
düşlerimin ucundaki küçük daldan
çıkıp gidiyorum göğün arka kapısından
işte o an görüyorum
kaybetmiş ayakkabılarını zaman

*******

BİR ADAM / BİR RÜYA

Yüreğim kulak kesilmiş
Yüreğinin sesine
Gözlerim değiyor gözlerine
Öyle derin ki, her şeyi unuttum içinde
İçmeye eğildim de
Sanki güneşi orada gördüm

Tel tel gümüşlerle bezenmiş saçların
Dokundum kokladım onları sevdim

Bir tebessüm mimiklerindeki, adı hüzün
Kanayan ünsüzlerini susturan
Uzanıp tutamadığım
Bir evren var uslarında vurulan
Bir dağ eteklerine
Ürkek ceylanların karaltısı vuran

Ilık bir esinti tenimi yalayan
Gözlerimi çeviriyor büyülü yüzünden
Ve bakıyorum…
Yaklaşmakta olan gün batımının
Allıklar sürmesine maviye
Hızla senleşirken her şey,uyanıyorum…

*******

BİR SES

İnsan oldum taş oldum
taşta insan oldum insanda taş
denizde damla oldum damlada deniz
güle bülbül oldum bülbüle gül
havada kuş oldum kuşta hava
evlat oldum
avrat oldum
ana oldum
herşey oldum da
şu kahpe dünyada
ezberimi bozup
kendi sesim olamadım

*******

HAYAT (mı)

Temiz ve uzak
Duru ve sakin
Sevinç ve hüzün
Gözyaşı ve kan
Gülümseme ve sancı
Ölüme hep bir adım yakın
Adı hayat adı hayat

Uzakta
Yavaş ve sabırla durup
Bir hayatı bekliyeceğim
Tanrıya sormak için
Niçin diye

*******

SERZENİŞ

sen en güzel sözlerin yazıldığı defter
bense yalnız bir kalem
mürekkebimin sayfalarına her dokunuşunda
çok daha anlamlı oluyor cümlelerin
gezerken gecenin gözlerinde giz
karanlıkta açan çiçeklerin kokusuyla sarhoşum
ben sana yazarken hece hece
kendi türkülerinden bile habersiz gece

yaşlanmakta olan ellerimle
doku(nu)yorum yılların eskittiklerini
saklıyorum bakışlarını
can yoldaşımın
feri sönmüş gözlerimde

ah gençlik
bir yudum su misali
aktı gitti…
yedi boğum kursağımdan
susuzluk mu yoksa yolumun üstündeki sumusun SEN

*******

UTAN DÜNYA

Beni güneşsiz sabahlara
yarınsız uykulara
dünü olmayan bugünlere bıraktığın için
utan dünya

anaların feryatlarına
masumların çığlıklarına
kulak tıkadığın için
oyuncak tutacak ellerime
silahları yakıştırdığın için
çocuk düşlerimi katlettiğin için
utan dünya
aşk ile çarpan yürekleri
intikama teslim ettiğin için
gökyüzümü griye
denizimi kızıla
gözümün akını karaya çevirdiğin için
ve bana renklerimi unutturduğun için
utan dünya

Felluce de kör
Afganistan da sağır
Bosna da dilsiz oldun
Gazzede derin derin uyudun
UYAN DÜNYA
bir bebek ağlıyor suçum ne diye

duysana

anneler ağlıyor feryat figan
yavrularım diye

duysana

Bir baba ağlıyor
siper ederek gövdesini
yeter artık sesimi duyan yokmu diye

duysana

Uyan dünya

Utan dünya

UYANAMADIĞIN GAFLET UYKUN İÇİN

*******

SUSKUN BEYAZ

uyanmak güne

pırıl pırıl sabahlara
gün aydınlık gün beyaz
heybemde biraz karanlık var
sabahsız günlere
geceden kalma
yürekte cehennem yangınları
bulanmış her yer beyaza
izi olmayan ayaklar gezinirken
görülmekte
güllerin çamurlaşan silüeti
karbeyazı
çamur gülü
neşter yarası dikeni
kanatırken
kırmızıya kesiyor
karbeyazı

ey hayat
içimin yangını zamanlardan
geçiyorum köhne yollarından
çocuk gülüşlerim
emanet sana
ne tanıdık bir gürültü bu
içimde kopan
birazdan
birazdan
yalnızlığım ve ben
geçeceğiz
karbeyazı suskunluklardan

*******

UZAKTAN

Uyan
bak
ben geldim
tam bıraktığın yerdeyim
şöyle
uzaktan bakıp gideceğim
her zaman ki gibi uzaktan

dün
bir resim geçti elime
sararmış
yılların gölgesi düşmüş
hatta birazda kenarından kıvrık
oturuyorsun sen
ayakta olan ben

elimi omuzuna koymuşum
ürkek ve yine uzak
öyle kızdım ki kendime
neden sarılmamışım diye
gözlerime takılıyor gözlerim
çocuk bakışlarımın
birleştiği kıvrımda
tek bir damlasın
orada öylece kalmışsın
sana bakarken ben

bakma bana öyle
yalvararak
korkma ağlamam
düşmesin diye BABAM.

*******

YÜREĞİN SENFONİSİ

Sessiz ve soğuk uykusuna ulaştık aşkın
ne pamuk ipliğiyle birleşmesi iki yüreğin
ne de yıpranmış bir defterin sayfalarında aşk
söylemek istediğim
benim mutlu saçlarımdır
senin öpüşlerini taşıyan saçlarım
ve içtenliği tenimizin
çıplaklığımızın parıltısı
balık pulları gibi

söz konusu olan

gümüş rengi türküsüdür yaşamın
bak görüyormusun
nasıl çatlıyor tenim
süt nasıl oluşuyor
mavi damarlarında soğuk göğüslerimin
nasıl filizlenmeye başlıyor kan
o çok sabırlı çizgisinde belimin

ben senim…

ben senim…

hatırla beni
kederle öperken
gözlerinin altındaki çizgileri

*******

KAYBOLMUŞUM

bu ne biçim bir zaman
bilsem kimdir bu durmadan haykıran
bunca gece bunca gün bunca yıl
yürüyorum ormanlarda
yanım yörem gölge
etrafımda düş hayvanları
ne yolum belli ne yönüm
kaybolmuşum
bilsem yağmur yada kar mı
bu üzerime yağan
titriyorum

başımı kaldırıp
tükürüyorum geceye
sakladığı için yıldızları
kimdi beni bu ormanda unutan
gecelerimden yıldızlarımı çalan
yürüyorum
yanım yörem gölge
bir adım bir adım daha
ürküyorum
ilerliyorum düş hayvanlarım yanımda
görüyorum senden bana gerili ağları
ne çok unutulanlar var o ağlarda
birer birer topluyorum
bir şarkı geliyor elime
koynuma saklıyorum
bir damla deniz dokunuyor parmaklarıma
dudaklarıma sürüyorum
sen tadıyor o bir damla
ve bir kadeh takılıyor elime
ah diyorum
isterdim ona biraz sunmayı
insanı esrik eden mutlu kılan
iki kişinin o duru içkisinden
kaldırırdım şerefe
elimdeki kadehi

yine akarmıydın avuçlarımdan
tutamadığım kartanesi
bak yanım yörem gölge
etrafımda düş hayvanları
mutluluklar dilediğin yolum ise
kayıplarda
ve ben zaten kaybolmuşum

*******

KADERİN KADEHİNDE / KOKULAR VE TATLAR

Kaderin kadehindeki tatlar
nasılda uyum içinde herşey
gökyüzü isyanda sanki
kükürt rengi bulutlar
papatyaların gölgesi olmuş
karartıyor beyaz yapraklarını

rüzgar
gizli çalkantısıyla
ağaçlarda inlerken
bir martı ak kanatlarını çırpıp
çığlık çığlığa uçup gitti
sonra birden büyük bir gürültüyle
yırtıldı gökyüzü
ağladı bulutlar
dans ederek indi yeryüzüne yağmur
rüzgar suya su toprağa karıştı
bereketli toprak kokusu yayıldı havaya
burun deliklerimiz titrerken
araladık dudaklarımızı
içimize işlesin diye sular
ve yanyana geldi yüzlerimiz
yağmurdan sırılsıklam
ah nedir o koku
öyle yoğun ki
toprak mı
çiçek mi
bal mı
çam mı
yoksa sen mi
nefes aldıkça hepsi içime doldu
titredim yaprak gibi
ta ki damarlarımdaki kanın
çığlığını işitinceye kadar
kucakladım gökyüzünü
oradan eğildim ağaçlara
toprağa çiçeklere asma bahçelerine
ve sana
bir bir solumak tadına varmak istedim
herşeyi
oysa aklım dağılmış üzüm salkımları gibi
insan nasıl tadarsa aynı anda
kaderin kadehinden
acı ile sevnci
bende öyle tattım aynı anda hepsini
karıştı tatlar ve kokular
buram buram damarlarımda

*******

ÇİLLİ HOROZUN ETTİĞİ

Sabahın kör şafağında uyandırdı
çilli horoz…
sımsıkı kapatsam da tekrar uyumaya gözlerimi
nafile
sesi kısılasıca taktı kafayı bana
ötüyor da ötüyor
attım çarşafı üzerimden
iki adımda balkondayım
güneş gözüme nekadar batsada
doldurdum ciğerlerimi uludağın çamı ile,kekiği ile
geldi gelenler tuttu deliliğim
atladım şaziye ye,bastım gaza
dayanılırmı mis gibi ekmek kokusuna
ateşte mi kaynadı bu çay
yanında bir parça peynir,tereyağ,üç kara zeytin
Mehmet emmi şaşkın
bir kadın köykahvesi ve şaziye
oturmuşlar dumanı tüten ekmeği
dağa, gökyüzüne ,kekiğe ,çama
bandırıp,bandırıp yiyorlar
çay ise bahane

*******

HAYAT(ın) KADINLARI

gecenin uyuduğu an
bir köşebaşı
puslu sokak lambası
altında
omuzları çıplak
gülüşleri kurnaz
yüzleri boya güzeli
saklamak için hüznü acıyı öfkeyi
memeleri fırlayacakmışcasına kabından
uçları birer gül goncası
ve o gözler
hazır geceyi soymaya
hemde en çıplağından
şen kahkahaları
düşüncesiz şuh
sanki kar çığlığı sağanakları
ne gülüşlerine inanmalı
ne bakışlarına
belkide ana yüreği çırpınışları
bir lokma ekmek bir yudum su
ciğerlerinde yavru kokusu
dudaklarında anne şevkati
sadece öpüşlerini öpmeli öpüşlerini
gecenin suskunluğunda savuruyorlar kahkayı
o kahkahalar ki saklıyor
göğsünün büyük fırtınalarını
ve bütün bilmediklerimi
köksüz gövdesiz dalsız
kurumuş ağaç gölgesi
hayat(ın)kadınları

*******

ANLAMA

garip bir acı

anlatması zor

belkide anlaşılması

huysuz bir sancı bu

sevginin büyüklüğünde şımarmış

belkide kimbilir

eksizdi sevgin köklüydü

oysa benim yüzüm hep kara

güneşe doğru büyüyen

nazlı bir çiçektim

uykulardan çekip aldın ruhumu

takunyalarını giyip ayağına

yürüdün yüreğimde

tüyden kanatları vardı sevinçlerimin

hepsini birer birere kopartıp

acıya duyara ettin

işte ben o zaman tökezledim

ama sen yinede anlama

*******

GİTMEK VAR

Dünyaya verilen ilk selam gibi

kocaman bir çığlıkla

avaz avaz feryat figan

kayan bir yıldız misali

ardımda izler bırakıp

ışıktan karanlığa

parıl parıl

avuçlayıp yüreğimi

bırakıp dipsiz kuyulara

suskun sessiz

toplayıp yamalı bohçama

umutsuz umutlarımı

ertelenmiş hayallerimi

kanatsız kuşlarımı

ırmaklarımdan gözyaşlarımı

ve savurup kahkahalarımı

gökkuşağına hatıra niyetine

elveda demeden

gelmişine geçmişine

küçük bir tebessümle

gitmek var işte gidebilmek

*******

AL BENİ DE KOYNUNA (1)

Hatırladın mı…?

İlk yazlar da oturduğumuz o
duvarı,

Hani çınar ağacın
ın gölgesinde,

Bir elin cebinde,

Bir elin de çekirdek.

Usulca sokulurdun yanıma.

Ben on beşimde,sen on sekizindeydin.

Çocuk kalbim deli gibi çarpardı,
konuşurduk.

Kuşlar susar bizi dinlerdi,

Deniz söndürür köpüklü dalgalarını,

Uyurdu sesimizde.

Rüzgar uçuşan kelimelerimizi toplardı.

Özledim be özlediğim,

Zümrüt yeşili gözlerinde kaybolmayı.

GÜlüşlerimizde acıları silmeyi.

Kimbilir neredesin, hangi dağın ardında?

Hangi virajlı yolun sonunda?

Ben şimdi bıraktığın yerdeyim.

Ağacımızı kesmişler,duvar yıkılmış dayanamamış yıllara.

Hani sahilde oturduğumuz bank vardı ya,

O duruyor ne hikmet ise.

Bıçakla kazıdığın kalp hala üzerinde.

Tıpkı yüreğime kazıdığın gibi…!

*******

AL BENİ DE KOYNUNA (2)

hatırladın mı…?

babamın tayini çıkmıştı,

ne çok ağlamıştım…!

zümrüt gözlerine dolan yaşları gizlerken;

“ağlama çitlenbik;seni bulurum ,nerede olursan ol, söz geleceğim sana”

en kırılganlığımın masumiyeti gibiydi sesin.

hep bekledim,hep gözlerimin daldığı yerdeydin…

sana yazarken ,ucunu tutuşturamadım mektupların.

oysa ben ,düş bahçemizde gezen tek kanatsız serçeydim.

meğer sen melekmişsin hep yanımda duran,

ah ! ah ki ! ah ! nasıl kıydılar sana,o parçalanasıca parmaklar nasıl vurdu nasıl…?

ne mecnun duyar sesimi,ne kum fırtınası dizeler.

zihne hiç gelmeyen “an”dı bu,

sen şehit olmuşsun,kahpe kurşunlarla.

darağıcımı kendi ellerimle kurdum

astım yüreğimi,

başımı uzattım giyotine

koparttım bedenimden,

yüzü açık cellatlara sundum bedenimi

lime lime doğrasınlar her bir zerremi

baş ucundayım ,toprağın nasılda sıcak ,
nasılda sen kokuyor

serildim üzerine,bıraktım bedenimi

al benide koynuna ne olur…

*******

DİNLE BAK !!!

Kimsenin bilmediği bir alfabeyle,
Seni yazdım yüreğime satır,satır.
Aşkı çizdim kurşun kalemimle,
Sol yanımdaki her boşluğa.
Güneş ,bulutlar,deniz,mehtap ve şarap rengi akşamlar.
Sen varsın her çizgide,senli sensizliklerin sızısı…
Dinle bak!!!
Kuşlar bile boşluğun melodisiyle söylemekte şarkılarını,
Rüzgar seni anlatırken bana,kızıla çalıyor sabahlarımı.
Ve kimi zaman kokunu getiriyor bana ;
Bir avuç çimen,ıslak yosun belki de bir gül goncasında mis kokunu…
Sırıl sıklam oluyorum;üzerime düşen her damlada, senin sesin.
Dinle bak!!!
Zordur yüreğime çizmek aşkı,bilirsin!
Siyah- beyaz çizdim seni ben.
Rengi yoktu,renkleri yoktu bu aşkın.
Ve sen yoktun ki zaten!
Kalemimdi seni çizen.
Dinle bak!!!
Kirpiklerimdeki tuz taneleriyle ,
siliyorum sana ait her çizgiyi.
Dinle bak ! sustum ve durmaktayım;
sensizliğin suretinde….

*******

DOKUNDUM RENKLERE

Dünlerden bir ömrü;
Bir gün gibi yaşamak.
Kelebek gününe,
Bir ömrü sığdırmak.

Mavi kıyıdaki,güzel evim.
Çocukluğum,
Sana uçuyorum.
Uçuyorum yıllara.

Kelebek kanatlarım,
Renk, renk.
Halka,halka.
Her yıla bir renk,
Her güne bir halka

Dokundum sarıya…
Beş yaşım…
Koca dağ,
Eteği,başak tarlası.
Kucak kucak papatya.

Sarı saçlarında rüzgar,
Pamuktan elleri kardeşimin.
Annem…
Narin gelinciğim,
Sana bu papatyalar.
Sakın verme babama.

Dokundum maviye…
Oniki yaşım…
Hala çocukmuşum.
Mavi gök,mavi deniz,
Lacivart bakışları babamın.

Kızgın kumlar,
Annemin saçları.
Dolanıp gömülmüşüm,
Kuytusuna kumdan saçların.
Ağlama anne.
Bak sıcak ayaklarım.

Dokundum yeşile…
Onaltı yaşım,deli kanım.
Koca çınarım uzaksın,uzağımdasın.
Dalların uzak…

Yerde bir yaprak
Onaltı yaşım…
Korkma…!
Ey koca çınar!
Koy yaprağı dalına.
Bırakma deli rüzgarına.

Dokundum beyaza…
Yirmili yaşım.
Tülden hayallerim,
Beyaz tül,tülden bulut,
Tül beyazı evim.

Kuğu gelin…
Gözyaşım…
Masumiyetim…
Tül beyazım ,saflığım.

Dokundum mora..
Otuzlu yaşım.
Sevincim,yüreğim ,gülüşüm,
İki inci tanesi,iki damla yaş.
Gül goncası kızlarım.

Umudum,hüznüm,beklediğim,hasretim.
İki damla yaş…
Annemin ak saçları,kokusuna doyamadığım.
İçine gömüldüğüm sıcağım.
Yanık bakışlarında çocuk kaldığım.

Savrulur rüzgarda,damarlı yaprakların.
Kurumuşmu dalların?
Lacivert bakışlım,
Hastamı ciğerlerin…?

Dağım,denizim,çınarım.
Babam…!
Gitme…!
Ölüm sana çok yakın.
Sen artık sıcaksın.

Uzak dur!
Karanlık gölge.
Açma sihay tül kanatlarını.
Bırak sarılayım ,sıcağına babamın.
Yitiğimde bulduğum.

Kelebek günümün ;
Son halkasındayım.
Artık üşümesin ayaklarım.

*******

VAKİT TAMAM

Ey nazlı çiçek,
Boynu bükük gelincik,
Yürek sızım.
Zamansız vakitlerimin,
Kum saati.
Kim kopardı dalından seni kim?
Ylnızlığımın sessiz çığlığı,
Hançeremde ki kılıç yarası.
Hıçkırığım…
Kim kanattı seni kim?
En masum sevdaların,
Aşk melodisi.
Kuşluk vaktinin ilk ışığı,
Yaprakta ki çiğ tanesi.
Aynada gülen yüzüm,
Güneşin kızı.
Kayıp mevsimlerin esintisi.
Çık artık…
Kendi kayboluşundan,
Dipsiz kuyulardan.
Nemli karanlıklardan.
Kaldır başını,
Selam ver güneşe…
Vakit tamam…

*******

İŞTE ÖYLE BİR ŞEY

Uçsuz,bucaksız yollar…
Dağlar ve keskin virajlar…
Uçurumlar.
Ve göz alabildğine mavi deniz.
Dağlara yorgan olan bulutlar,
Kırlangıç kahkahaları.
Saçlarımı savuran rüzgar,
Yüzüme gülümseyen güneş.
Bahar ve aşk
Seviyorum seni,
Bütün gördüklerim bu.
İşte öyle bir şey…

*******

SEN

Yıldızsız gecelerimin
ateş böceği,
Sessizliğimin buselik tınısı,
Vakitsiz zamanların,
tik tak sesi.
Yüreğimdeki çocuk masumiyeti,
Gözyaşımdaki sen.
Nerdesin…?

Zamira Candan / S. Canan

Alıntı : hikayeler.net/yazarlar/13248/s-canan/

Sosyal Medyada Paylaş:

Şiirler Hiç Bitmesin İstiyorum

Bir cevap yazın